Hukuk davalarında tanık, davanın tarafı olmayıp uyuşmazlık konusu olay hakkında beş duyu organına dayalı görgüsü olan kişidir. Tanık, tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkında bildiklerini veya gördüklerini tam olarak açıklamakla yükümlüdür.
Tarafların ileri sürdükleri iddialarının ispatı bakımından tanıklık oldukça sık başvurulan bir ispat aracıdır. Hem çok sık başvurulan bir ispat aracı olması ve hem de yargılamanın seyrini ve nihai kararı etkilemesi sebebiyle tanık olarak dinlenen kişinin beyanlarının gerçeğe uygun olması son derece önemlidir. Tanık beyanlarının gerçeğe uygun olmaması halinde yalan tanıklık suçu gündeme gelebilecektir. Yalan tanıklık yapmak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle amaç, yargılamanın doğru olmayan beyanlarla gerçeğe aykırı bir şekilde yönlendirilmesinin önüne geçilerek adaletin tecellisi sağlanmak suretiyle yargılamanın taraflarının haklarının zarar görmesinin engellenmesidir.
Hemen belirtmek gerekir ki; görgüye dayanmayan tanık anlatımları, gerçeğe aykırı olsa dahi beş duyu organına dayalı olmadığından yalan tanıklık suçunun unsurlarını oluşturmamış olacaktır. Bu halde suçun oluşması bakımından tanık anlatımının görgüye dayanıp dayanmadığının tespiti kritik önem arz etmektedir.
Yalan tanıklık suçu, Türk Ceza Kanunu m.272’de düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu 272 – Yalan Tanıklık
(1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecektir. Madde gerekçesinde suçun maddi unsuru, yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek kısmen veya tamamen saklamak olarak tanımlanmıştır. Yalan, gerçeğin kasten değiştirilmesidir. Ayrıca mahkeme huzurunda gerçeği inkar eden veya sorulan sorularda bilgisini az veya çok saklayan kişi de yalan söylemiş sayılacaktır.
Mahkeme huzurunda tanıklık yapan kişiye yemin ettirilip ettirilmemiş olması suçun oluşması açısından önemli değildir. Tanığa yemin ettirilmemiş olsa dahi yalan tanıklık suçu oluşacaktır.
Yine belirtmek gerekir ki Yargıtay, tanığın beyanlarının çelişkili olmasını yalan tanıklık suçunun oluşması için yeterli görmemektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/206 K.
“Başka bir anlatımla tanığın beyanları arasında çelişki bulunması tek başına yalan tanıklık suçunun oluştuğunun kabulü için yeterli değildir. Suçun tüm unsurlarının özellikle de gerçeğe aykırı tanıklığın bilinerek ve istenerek yapıldığının şüpheye yer verilmeyecek şekilde ispatlanması gerekmektedir”[1].
Son olarak belirtmek isteriz ki, Kanun m.274’te failin gerçeği açıklaması halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanacağı düzenlenmiştir. Yalan tanıklığın, aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında hak yoksunluğuna veya kısıtlılığına sebebiyet verip vermediği kriterleri gözetilerek etkin pişmanlığın gösterildiği zamana göre, bir başka deyişle yalan tanıklığın icra edildiği uyuşmazlıkla ilgili yargısal süreç esas alınarak farklı düzenlemeler öngörülmüştür[2].
Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için aleyhe yalan tanıklık yapılması nedeniyle doğabilecek zararların önlenmesine veya doğan zararların azaltılmasına yönelik gerçeğin söylenmesi zorunludur. Dolayısıyla m.274 yalnızca aleyhe yalan tanıklık yapan fail hakkında uygulanabilecektir. Lehe tanıklık yapan kişi hakkında m.274 etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi mümkün değildir[3].
Sonuç olarak; tanık anlatımı hukuk muhakemesinde etkili ve önemli bir ispat aracıdır. Davaya konu uyuşmazlık hakkındaki görgüye dayalı bilgisini açıklamak üzere mahkeme huzurunda çıkarılan tanığın görgüsünü gerçeğe uygun olarak aktarması gerekmektedir. Tanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunması halinde taraflar için ağır hak kayıpları ve mağduriyetler gündeme gelecek olup nihai kararın da adalete hizmet etmeme tehlikesi ile karşı karşıya gelinecektir. Bu sebeple, mahkeme huzurunda yalan tanıklık yapmak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiş ve yalan tanıklık yapan kişiler için hapis cezası müeyyidesi getirilmiştir.
Av. Fatma Koç
[1] Aynı yönde : Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas: 2013/8-498 Karar: 2014/154 Tarih: 01.04.2014
[2] Osman Yaşar Osman, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt VI, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 7959-7960
[3] Aynı yönde : Ceza Genel Kurulu, 08.05.2018 tarihli, 2015/9-177 E. 2018/205 K.




