Zina Nedeniyle Boşanma Davası

Evlilik birliğinin en önemli yükümlülüklerden biri, eşlerin birbirine karşı sadakat gösterme yükümlülüğüdür. Toplumsal olarak yaygın bir yanılgı olan sadakat yükümlülüğü yalnızca cinsel sadakat yükümlülüğünü kapsamamaktadır. Eşlerin birbirlerine karşı güven duygularını korumaları, güven duygusunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmaları sadakat yükümlülüğünün en önemli getirisidir. Bu nedenle sadakat yükümlülüğü, eşlerin birbirlerine karşı tam bir güven duygusu içerisinde olmalarını ve evlilik birliğini tehlikeye atacak davranışlardan kaçınmalarını ifade etmektedir Dolayısıyla sadakat yükümlüğü, eşler arasındaki fiziksel ya da duygusal bağlılıkla sınırlı olmayıp ekonomik ve sosyal sorumlulukları da kapsamaktadır.  Tüm bu nedenlerle sadakat yükümlülüğünü cinsel sadakat, duygusal sadakat ve ekonomik sadakat olmak üzere üç ayrı gruba ayırabiliriz. Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar boşanma sebebi olarak sayılmakta olup sadakat yükümlülüklerinden cinsel sadakate aykırı davranışın “zina” boyutuna varması hali ise kanun koyucu tarafından özel bir boşanma nedeni olarak ayrıca düzenlenmiştir.

  1. Cinsel Sadakat Yükümlülüğünün İhlallerinden Olan Zina Nedeniyle Boşanma Nedir?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK” olarak anılacaktır) 161. madde hükmü şu şekildedir:

  1. Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
  2. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
  3. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

TMK 161.madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere zina özel bir boşanma hükmü olup , söz konusu hakkın kullanımı için belirli şartlar öngörülmüştür. Niteliği itibariyle kusura dayanan zina nedeniyle boşanma istemi, mutlak bir boşanma nedenidir. Şartlarının gerçekleşmiş olması ve zina eyleminin ispatı halinde tarafların boşanmasına kararı verilmelidir. Ayrıca dikkat edilmelidir ki resmi nikah akdi ile kurulan ve geçerli olan evlilikte, tarafların henüz düğün yapmamış olması, ayrı yaşıyor olmaları veya taraflar arasında devam eden bir boşanma davasının bulunması cinsel sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Tarafların birbirinden soğumuş olmaları, her iki eşinde başkaca kişilerle zina etmiş olmaları, rızalarının bulunmaması halinde, kusurlu eylemlerini ortadan kaldırmamaktadır. Böyle bir halde her iki eş de diğerine karşı zina nedeniyle boşanma davası açabilmektedir.

Zina sayılan eylemler birbirinden oldukça farklı şekilde gerçekleşebileceği gibi “cinsel bir birlikteliğin” varlığı önemlidir. Zina tabirinin cinsel ilişki olarak anlaşılması gerekmektedir. Dolayısıyla çoğu zaman yalnızca iki kişi arasında yaşanan ve büyük bir gizlilik içinde oluşan zina davranışının ispatı oldukça zordur. TMK m.161 sistematiğinde ve Yüksek Yargı İçtihatlarında zinaya dayalı boşanma kararı verilebilmesi için cinsel ilişki varlığının doğrudan ispatının gerektiği, bu ispatın her türlü delille yerine getirilebileceği de belirtilmektedir. Ayrıca gayrimeşru bir çocuk, cinsel birliktelik anına ait video görüntüsü veya fotoğraf gibi kesin ve net somut deliller olmadıkça zina davranışının varlığına karine (aksi kanıtlanana dek geçerli olan) teşkil eden eylemler de içtihatlarla belirlenmektedir. Örneğin cinsel birliktelik anına ait olmayan ancak otel odasında, banyoda çekilmiş yarı çıplak halde bir fotoğraf zina eyleminin varlığına delalet edebilir.  

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.12.2019 tarihli, 2019/4012 Esas ve 2019/12142 Karar sayılı ilamı:

“Dava zina (TMK m. 161) hukuksal sebebine dayalı boşanma davasıdır. Bölge adliye mahkemesince davacı kadının zina (TMK m.161) hukuksal sebebine dayalı boşanma talebinin reddine karar verilmiş ise de; toplanan delillerden, davacı kadının dayandığı ve davalı erkek tarafından inkar edilmeyen, erkeğin başka kadınla birlikte, banyoda yarı çıplak vaziyette çekildiği ve samimi durumda oldukları anlaşılan fotoğrafının bulunduğu ve tanık beyanından erkeğin başka kadının yanında yaklaşık 10 gün süreyle kaldığı anlaşılmaktadır. Bölge adliye mahkemesince davalı erkeğin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunun sabit olduğu kabul edilmiş ise de; erkeğin başka kadınla uygunsuz fotoğrafının olması ve başka kadınla birlikte yaşaması, cinsel ilişkinin güçlü karineyle yaşandığına ve dolayısıyla zinanın varlığına delalet eder. Bu durumda erkeğin zinası ispatlanmış olup Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi koşulları oluşmuştur.

Yargıtay tarafından beraber tatile gitme, aynı otel odasında kalma, müstehcen fotoğrafların bulunması, sosyal ortamlarda 3.kişiyi eşi olarak tanıtması, birlikte aynı evde yaşamaları, uçak biletleri, banka kayıtları, faturalar, geceleyin yakın olmayan, karşı cinsten birini gizlice ortak konuta almak, cinsel ilişkiye dair mesajların ortaya çıkması gibi oldukça farklı şekillerdeki davranışlarla zinaya dair karine teşkil eden davranışların bulunduğu kabul edilmektedir. Örneğin;

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.06.2018 tarihli, 2017/1870 Esas ve   2018/7294 Karar sayılı ilamı:

“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davacı-karşı davalı kadın, evlilik devam ederken, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı,…… isimli şahısla mutad sayıdan fazla telefon görüşmeleri ile mesajlaşmalarının olduğu, tanık olarak dinlenen ortak çocuk tarafından da belirtildiği üzere, cinsel birleşmenin gerçekleştiğine delalet eden mesajlaşma içeriklerinin açığa çıktığı, kadının bazı günler eve gelmeyerek eve gelmeme nedeni, nerede kaldığı hakkında bilgi vermekten imtina ettiği gibi bu konuda yalan beyanda bulunduğu, bu durumunda tanık beyanlarınca açıkça ifade edildiği, ayrıca …. isimli şahısla alkollü mekanlarda samimi şekilde göründüğü, bu durumunda eşinden gizlenmesi için bu hadiseye şahit olan tanıklarla görüştüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı-karşı davacı erkeğin zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde davalı-karşı davacı erkeğin zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.11.2024 tarihli  2024/8108 Esas ve  2024/8951 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere:

“..Erkeğin başka bir kadınla tüp bebek tedavisi gördüğü ve ailesinin haberi olmadan edindiği konutta başka bir kadın ile sadakatsizlik eyleminde bulunduğu, bu suretle zina olgusunun sübuta erdiği..”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2024 tarihli ve 2023/4808 Esas, 2024/1461 Karar sayılı kararı:

“kadının ortak konuta yabancı erkekler aldığı, başka bir erkekle Ankara Çayırhana gittiği ve 7 – 8 ay kadar bu kişi ile dini nikahlı olarak birlikte yaşadığı, daha sonra köyüne geri döndüğü, suçluluk duygusundan evinin balkonundan aşağı atlamak suretiyle intihara teşebbüs ettiği, başka bir erkekle yanak yanağa fotoğraflarının bulunduğu, davacı tarafından sunulan mesaj dökümlerinin davalı kadın tarafından kabul edildiği, tüm bunların kadının zinasının varlığını kabule elverişli olduğu ve zinanın kabulüne karine sayılacağı, bu nedenle zina nedeniyle davanın kabulünün gerektiği..”

ve benzeri somut olayın şartlarına göre değişen ve oldukça geniş kapsamlı bir değerlendirme ile tespit edilmesi gereken bir davranış veya davranışlar bütünüdür. Aksi halde boşanma davasını yalnızca TMK 161.madde hükmü olan “Zina Nedeni ile Boşanma” başlığına dayanarak açmış olmanız ve zina eylemini ispat edememiş olmanız halinde -karşı dava ve benzeri bir durum yok ise- davayı kaybetmek, boşanamamakla sonuçlanacaktır.

  • Zina Nedeni ile Boşanma Davasının Şartları Nelerdir? Affetmek ve Affetmekten Pişman Olmak Haline Ne Yapılmalıdır?

Zina nedeniyle boşanma davasının birincil şartı evlilik resmi bir nikah ile bulunmasıdır. Dini nikah veya evlilik öncesinde gerçekleşen zina TMK 161 kapsamında ki zina nedeniyle boşanma davasına konu edilemez. İkinci olarak affetmenin veya karşılıklı rızanın bulunmamasıdır. Üçüncü şartımız ise kanunda öngörülen sürelerin geçirilmemiş olmasıdır; kanunumuz açıkça davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesini hak düşürücü süre olarak düzenlemiştir. Bu nedenle zina eylemini öğrendikten sonra 6 ay içerisinde davanın açılması gerekmektedir. Zina eylemi öğrenilememiş olsa da yaşandığı tarihten itibaren her halde 5 yıl geçmiş olması halinde bu nedene dayanılarak dava açılamayacaktır. Ayrıca bu süreler zarfında da affetme eyleminin bulunmaması gerekmektedir.

Zinayı öğrenen eşin diğer eşi affetmesi, açık bir şekilde sözlü yapılabileceği gibi kapalı eylemlerle de gerçekleştirebilir. Affın iki unsuru vardır ve af ister açık bir şekilde ister eylemlerle yapılsın aftan kişinin ruhen çektiği acıyı yendiği ve bu evliliği devam ettirdiği anlaşılması gerekmektedir. Zina yapan eşin hangi nedenle affedildiğinin herhangi bir önemi yoktur. Örneğin zina yapan eş diğer eş tarafından dini gerekçelerle, boşanma konusunda maddi imkansızlıklarla veya çocukların yaşlarının küçük olması sebebiyle affedilmiş ise de bu af geçerli bir af niteliğinde olacaktır. Af herhangi bir koşula bağlanamaz niteliktedir ve bir daha yapmaması koşuluyla affedilmiş olması da zina yapan eşin affedildiği sonucunu ortaya koymaktadır. Bu noktada açık bir affın yanında eylemle yani zımni bir şekilde de zina gerçekleştiren eşin affedilmesi mümkündür. Örneğin zina eylemini öğrendikten sonra eşlerin konuşup evliliklerine aynı şekilde devam etmeleri, ortak hayatı devam ettirerek birlikte tatile gitmeleri, bu eylemin aralarında soruna sebebiyet vermeden evliliğin devam etmesi gibi hallerde zımni aftan bahsedilebilecektir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 28.12.2011 tarih, 2011/1886 Esas 2011/23841 Karar sayılı kararında eşin farklı tarihlerde diğer eşe attığı mesajların içeriği incelendiğinde eşin diğer eşi affettiği anlaşıldığından affeden tarafın dava hakkının bulunmayacağı hususunu belirterek affın mesajlaşmada eşini sevdiğini, özlediğini belirtmek gibi aşıkane konuşmalar şeklinde örtülü hareketlerle de ifade edilebileceği hususunu vurgulamıştır.

Eşlerin aynı evde yaşaması yanında karı koca hayatı sürmeye devam etmesi, birlikte çekilen fotoğrafları sosyal medya aracılığı ile paylaşması, cinsel hayatlarının devamı, beraber seyahate çıkmaları gibi eşin affettiğine delalet eden emarelerin de bulunması gerekmektedir. Doktrinde zina eyleminden haberdar olan ve buna sessiz kalan aynı sevgi ve ilgiyi barındıran eylemlere devam edilmesi durumunun af olarak nitelendirilebileceği hususlarına da yer verilmektedir.

Ancak af unsurunun  zımni bir şekilde gerçekleştirileceği hususu, tarafların bu eylemden sonra salt görüşmeleriyle gerçekleştiği şeklinde bir yorumla karıştırılmamalıdır. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 02.10.2019 tarih, 2019/5322 Esas 2019/9539 Karar sayılı kararında evlilik birliği içerisindeki taraflardan birinin başkası ile mesajlaşması üzerine güven sarsıcı harekette bulunan tarafın pişman olması üzerine tarafların konuşmak için bir araya gelecekleri akşam davacı tarafın ailesinin evine gittiği olayda tarafların bir araya gelmesi için konuşmasının af olarak nitelendirilemeyeceğini, bu durumda affetme iddiasının ispatlanmadığı hususunda karar vermiştir. Bu nedenle ailelerin bir araya gelerek araya girmesi, barıştırmaya çalışması, buna dair görüşmelerin yapılması bir af eylemi olarak nitelendirilmemektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 25.04.2013 tarih, 2012/26115 Esas 2013/11574 Karar sayılı kararında da zina eyleminde bulunan eşin evden ayrıldıktan sonra aldatılan eşin, zina eyleminde bulunan eş ile görüşmeye ve eve dönmesi için konuşmak istemesi durumunda eşin sırf görüşmek için gitmesinin af niteliğinde sayılmadığını ifade etmiştir.

Eşlerden birinin zina eyleminde bulunması halinde diğer eşin zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı vardır. Fakat bir eş zinada bulundu diye bu durum diğer eşe de zina yapma hakkı tanımaz. Yani zinalar takas edilemez. Bu nedenle her iki eşinde zina yapmış olduğu halde birbirlerini affetmiş oldukları sonuçları doğmaz.

Af ile ilgili en önemli nokta tarafların karı-koca ilişkilerinin devam etmesidir ve bu olgu her olaya göre farklı şekilleneceği için eylemlerinin tamamı ayrı incelenmelidir.

Affetmek ve affettikten sonra pişman olmak halinde ise söz konusu zina eylemine dayanılarak TMK m.161 kapsamında boşanma davası açılamayacaktır ancak tarafların evliliklerinde var diğer sorunlar; ortak hayatın çekilemez hale gelmesi, şiddetli geçimsizlik ve güven sarsıcı davranışlar sebebiyle yahut diğer özel boşanma sebeplerinin meydana gelmesi halinde boşanma davası açılabilecektir.  Ancak burada en önemli husus başkaca olayların var olmasıdır. Uygulamada sıklıkla her iki davanın birlikte açıldığı, bir boşanma davasında birçok nedene dayanıldığı görülmektedir.

Zina eylemine dayanılarak her iki davanın birlikte açıldığı durumda hüküm kurmaya sebep başkaca olaylar da mevcut değilse zina eylemine dayanılarak zina sebebiyle boşanma davası reddedilip evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmaya hükmedilemeyecektir. Boşanmaya sebep başka olaylar mevcut ve dava terditli açılmamışsa af iddiasında bulunan taraf hangi olayların affedildiğini ispat yükümlülüğü altındadır. Zina eylemi affedilmiş ve bu ispatlanmışsa zina sebebiyle boşanma talebi reddedilecek diğer olaylar özelinde boşanma hususunda hüküm kurulabilecektir.

  • Flört Etmek, Cinsel Birliktelik Olmadan Görüşmeler Yapmak, Karşı Cinsle Mesajların Bulunması, Eşcinsel Birliktelik Halinde Zina Sonucu Çıkar Mı?

Cinsel ilişkiye varmayan ancak eşler arasında güven sarsıcı olan sadakatsizlik içeren eylemler, zina gibi özel boşanma sebebi teşkil etmese de evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında genel boşanma sebebi olarak kabul edilebilir. Bu bağlamda, sadakatsizlik nedeniyle açılan boşanma davalarında, sadakatsizliğin evlilik birliğine çekilmez hale getirdiğinin ispatlanması gerekir. Sadakatsizlik kavramı, evlilik içerisinde güveni sarsan ve eşler arasında duygusal veya fiziksel bağlılığı zedeleyen davranışları içerir. Örneğin:

   •    Eşin başka biriyle romantik mesajlaşması, duygusal yakınlık kurması,

   •    Sosyal medya veya diğer platformlar üzerinden karşı cinsten kişilerle ilişki geliştirmesi,

   •    Flört içeren davranışlarda bulunması,

   •    Başka biriyle el ele tutuşması, sarılması, öpüşmesi gibi fiziksel yakınlık içeren eylemler,

   •    Gizli buluşmalar veya evliliğin doğasına aykırı sosyal etkileşimler vb.

Bu tür sadakatsizlik eylemleri, doğrudan zina kapsamında değerlendirililmese de, eşler arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesine neden olur. Evlilik birliğinin sürdürülemez hale gelmesine yol açtığında, genel boşanma sebebi olarak kabul edilir.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre eşin karşı cinsten bir kişi ile değil de hemcinsi ile cinsel ilişki yaşamış olması(eşcinsel ilişki) halinde zina sebebiyle değil haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle boşanma davası açılması gerektiği belirtilmekteydi ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/6730E. 2017/565 K. kararına göre ise zina, eşi dışında karşı ya da aynı cinsten başka birisi ile istenilerek gerçekleştirilen cinsel ilişki olarak tanımlamıştır ve bu doğrultuda İzmir 16. Aile Mahkemesi’nce erkek erkeğe gerçekleşen cinsel ilişki zina sayılarak boşanma davasında tarafların zina boşanma sebebiyle boşanmalarına karar verilmiştir.

  • Zina Nedeni İle Boşanma Davasının Sonuçları ve Özel Boşanma Nedeni Olmasının Önemi Nedir?

Zina nedeni ile boşanma davası diğer boşanma davalarında da olduğu gibi boşanmanın ferileri olan maddi ve manevi tazminat, nafaka, müşterek ve reşit olmayan çocukların bulunması halinde velayet konusunda hüküm kurulmasını beraberinde getirecektir. Ancak zina nedeniyle boşanmaya karar verildiğinde kanun aldatılan eşe bazı istinai haklar da tanımıştır. Bunlar;

  1. Boşanma ile yoksulluğa düşen tarafa nafaka bağlanıyorsa da zina yapan eş boşanma sonucunda tam kusurlu sayılacağı için tam kusurlu eş yoksulluk nafakasına hak kazanamayacaktır. Bu nedenle zina nedeniyle boşanmanın gerçekleşmesi halinde zina yapan eş boşanma sonucu yoksulluğa düşse dahi (yoksulluğa düşme kavramını alışmış olduğu hayatı devam ettirememe olarak açıklamak daha faydalı olacaktır) yoksulluk nafakası talep edemeyecektir.
  • Zina nedeniyle boşanma davası açan eş maddi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat, TMK 174/1.madde hükmüne göre evlilik birliğinin mahkeme kararı ile sona ermesi neticesinde, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Zina nedeniyle boşanma halinde ise zina eden eşin tam kusurlu olduğu kabul edilmiş olacağından boşanma sonucu aldatılan eşin maddi tazminat isteme hakkı bulunmaktadır.
  • Zina nedeniyle boşanma davası açan eş manevi tazminat talep edebilir. TMK 174/2.madde hükmüne göre manevi tazminat, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan olaya uygun miktarda bir ödenmesini isteyebileceği paradır. Zina diğer eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı için manevi tazminatı da gerektirir. Bu nedenle zina eden eş diğer eşe manevi tazminatta ödeyecektir.
  • Zinanın en önemi sonuçlarından birisi de boşanma sonucu taraflar arasındaki mal rejimin tasfiye edileceği için mal rejiminin tasfiyesinde zina nedeniyle boşanma kararı verildiğinde kusurlu eşin artık değerdeki pay oranın da hakkaniyete uygun azaltma veya kaldırılmasını isteyebilir. Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar olup zina nedeniyle boşanma halinde hakim tarafından diğer eşin payı kaldırılacağı için zina eden eş için oldukça ağır bir sonuçtur.
  • Velayet için en önemli öncelik küçüğün üstün yararıdır. Bu nedenle müşterek reşit olmayan çocukların velayetine ilişkin öncelik taraflardan birinin zina yapmış ya da yapmamış olması değildir. Anne veya baba olan tarafların yaşantısı, bakım veren kişinin kim olduğu, yaşayacakları ortam ve koşulların uygunluğu, muhakeme çağına varmış ise küçüğün isteği dikkate alınarak hazırlanacak olan sosyal inceleme raporu (SİR) burada en önemli husustur. Dolayısıyla doğrudan velayet zina eden eşe verilmez gibi bir söylem yanlıştır.

Görüldüğü üzere zina nedeniyle boşanma davası, TMK’nın 161. Maddesinde düzenlenmiş olan, özel bir boşanma nedeni olup sıkı şekil, süre ve ispat kurallarına bağlı kılınmış, eşler açısından oldukça önemli sonuçları bulunan bir dava türü olup bu nedene dayalı olarak açılacak boşanma davalarının titizlikle yürütülmesi gerekmektedir.

Scroll to Top