İftira Suçu ve Suçun Anayasal Hak Arama Özgürlüğü Kapsamında Değerlendirilmesi

Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden biri olan hak arama özgürlüğü, bireylerin hukuki uyuşmazlıklarını yargı mercileri önünde dile getirmeleri ve çözüm aramaları açısından büyük önem taşır. Bu özgürlük, demokratik bir hukuk devletinde bireylerin adalet arayışlarının en meşru zeminidir. Ancak bu özgürlük, bazı durumlarda kötüye kullanılabilir. Bu bağlamda, TCK m.267’de düzenlenen iftira suçu, bireylerin hukuki süreçleri araçsallaştırarak başkalarına zarar verme ihtimalini cezai yaptırımla sınırlamayı amaçlar. Bu yazıda; iftira suçu ile hak arama özgürlüğü arasındaki sınır, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ışığında değerlendirilecektir.

Türk Ceza Kanunu m.267’de düzenlenen iftira suçu, “yetkili makamlara ihbarda veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla işlemediğini bildiği bir fiili bir kimseye isnat eden” kişinin cezalandırılmasını öngörmektedir. İftira suçunun oluşabilmesi için bazı temel unsurların gerçekleşmesi gerekir. Öncelile failin,  hakkında isnatta bulunduğu kişinin o suçu işlemediğini bilmesine rağmen sırf hakkında soruşturma başlatılması veya idari yaptırım uygulanması amacıyla ihbar veya şikayet etmesi gerekir. Burada özel kast aranır; failin amacı işlemediği bir suç nedeniyle bir kişi hakkında soruşturma başlatılmasını veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamak olmalıdır. Yani fail, karşı tarafı haksız yere suçladığını bilmeli ve karşı taraf hakkında soruşturma başlatılması veya idari yaptırım uygulanması için birtakım eylemlere girişmelidir. Ayrıca mağdura yüklenen fiil, onun tarafından gerçekleştirilmemiş olmalıdır. Bir başka deyişle, suçun varlığı için isnadın gerçekle örtüşmemesi gerekmektedir. Bu unsurların varlığı halinde, şikâyet veya ihbar yoluyla yapılan isnat, hak arama özgürlüğünün sınırlarını aşarak cezai sorumluluk doğurur.

TCK m.267’ye göre iftira suçunun cezası, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak kanun koyucu bazı durumlarda cezayı artırıcı veya nitelikli haller de öngörmüştür. Örneğin TCK m.267/2’ye göre fail, mağdurun cezalandırılması için sahte deliller üretirse bu ağırlaştırıcı neden sayılır. TCK m.267/3’e göre mağdur hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilirse faile verilecek ceza artırılır. TCK m.267/4’e göre mağdur isnat edilen fiil nedeniyle gözaltına alınmış veya tutuklanmışsa failin iftira suçundan başka “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan da mahkum edilmesi gündeme gelecektir.

İftira suçuna ilişkin açıklamalarımızdan sonra iftira suçu ile yakından ilgisi olan anayasal hak arama özgürlüğü ve dilekçe hakkından bahsetmek gerekir. Anayasa m.36’da “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü içermektedir. Anayasa m.74’te “Vatandaşlar ve karşılıklı esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir”. Bu hükümler, bireyin haklarını arayabilmesi için devletin yargı mercilerini etkili ve erişilebilir kılmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda, iyi niyetli ve sübuta ermemiş bir suç isnadı otomatik olarak iftira sayılmaz. Bireyin makul bir şüpheye dayanarak yaptığı bir suç ihbarı veya şikayet, meşru bir hakkın kullanımı kapsamında değerlendirilir.Ancak hak arama özgürlüğü ve dilekçe hakkı mutlak değildir. Dürüstlük kuralı ve hukuka uygunluk çerçevesinde sınırlandırılabilir.

Burada kritik ayrım, ihbar veya şikayet eden kişinin karşı tarafın suçsuz olduğunu bilip bilmediği noktasında ortaya çıkar. İftira suçunda kişi, isnat ettiği fiilin gerçek dışı olduğunu bilerek ve muhatabı zor durumda bırakmak amacıyla hareket eder. Bir memurla yaşadığı kişisel husumet nedeniyle o memurun rüşvet aldığına dair sahte bir ihbar yapan kişinin fiili bu hale örnek verilebilir. Ancak kişi, makul bir gerekçeye veya somut bir olguya dayanarak suç şüphesiyle yetkili makamlara başvurursa bu durumda suç oluşmamış olsa bile iyi niyetli bir başvurudan söz edilecektir. Çocuğunun söylem ve vücudundaki izlerinden okulda öğretmen tarafından fiziksel şiddete uğradığını düşünen bir velinin, durumu savcılığa bildirmesi bu hale örnek verileiblir.

Anayasa Mahkemesi’nin 14.06.2023 tarihli ve 2020/23730 başvuru numaralı Özgür Boğatekin kararında, iftira suçunun oluşması için failin isnat ettiği fiilin gerçek olmadığını biliyor olması ve ayrıca mağdur hakkında soruşturma başlatılması veya idari yaptırım uygulanmasını sağlama özel kastıyla hareket etmiş olması gerektiğini belirtilmiştir. Bu bağlamda gazetecinin köşe yazısında isnat ettiği olguların kamu yararı açısından gündeme getirildiğine, bu eylemin özel kastla yapılmadığına karar verilmiştir. Kararda, köşe yazısında yer alan söylemlerin “gazetecinin gözetleyici rolü” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, toplumda var olan söylentileri dile getirme biçiminin iftira suçunun unsurlarını oluşturmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca kararda yer alan aşağıdaki ifadelerle şüphe üzerine şikayet etmenin vatandaşın hakkı olduğu vurgulanmıştır.

Anayasa Mahkemesi 14.06.2023 tarihli ve 2020/23730 başvuru numaralı Özgür Boğatekin kararı

“Zanna ve tahmine dayalı isnatlarda dahi iftira suçu oluşmamaktadır. Şüphe üzerine şikâyet etmek vatandaşın hakkı olduğundan iftira suçunun oluşması için mağdurun suçsuz olduğunu bile bile failin isnatta bulunduğunu açık bir şekilde ortaya koyan kesin delillerin olması gerekir”.

Yargıtay ise iftira suçunun oluşabilmesi için sanığın, mağdurun suçsuz olduğunu bilmesine rağmen suç isnadında bulunmasını şart koşmaktadır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2019/1851 E. 2019/14056 K. sayılı kararında, davaya konu edilen şikayetin “gerçeğe aykırı olduğunu bilebilecek durumda olunmasına rağmen” yapılması halinde iftira suçunun oluştuğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 11.12.2019 Tarihli 2019/1851 E. 2019/14056 K. Sayılı Kararı

Sanığın kendisine ait olduğunu bildiği halde aleyhine yürütülen Antalya 2. İcra Müdürlüğünün 2008/2150 sayılı takip dosyasına konu senetteki İmzanın kendisi tarafından atılmayıp sahte olarak düzenlendiği yönündeki şikayeti üzerine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2012/6289 sayılı soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması karşısında; işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla mağdura hukuka aykırı bir fiil isnad eden sanığın iftira suçundan cezalandırılması yerine yazılı gerekçelerle beraatine karar verilmesi, yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi”.

Son olarak belirtmek gerekir ki, iftira suçu sadece ceza hukuku açısından değil özel hukuk bağlamında da sonuçlar doğurur. Hukuka aykırı bir şekilde kişilik haklarına saldırıda bulunulması durumunda, zarar gören kişi Türk Borçlar Kanunu m.58 kapsamında manevi tazminat talep edebilir.

Türk Borçlar Kanunu Madde 58 – Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

Yargıtay; tacir bir kimsenin şikayetçi olduğu kişinin, şikayete konu şirketin ortaklarından olup olmadığını araştırması gerektiği, aksi halin özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturacağına ve tazminat sorumluluğunun gündeme geleceğine karar verilmiştir. Bahse konu kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 09.06.2020 Tarihli 2018/2670 E., 2020/1727 K. Sayılı Kararı

“Davacı 27/03/2007 tarihinde … Balıkçılık ve Tic. Ltd. Şti.’deki ortaklık haklarını devrederek ayrılmış, bu durumu ilan edilip kesinleşmiş ve ticaret sicil kayıtlarına da işlenmiştir. Ticaret sicil kayıtları açık olmasına rağmen davalı tarafça herhangi bir araştırma yapılmaksızın davacı ortak gösterilerek ticareti terk etmek suçundan şikayette bulunulmuş, bu nedenle davacı yargılanmıştır. Her ne kadar yargılama sonucunda davacı hakkında beraat kararı verilmiş ise de davacıya suç isnadıyla haksız eylem gerçekleşmiştir. Davalı şirketin davaya konu şikayet dilekçesini verdiği 22/07/2015 tarihi itibariyle tacir olduğu, kendisinden beklenen özen yükümlülüğüne uygun davranmadığı ve davacının manevi olarak zarar görmesine sebep olduğu açıktır. Buna göre davalının, davacı hakkındaki özensiz isnadı sebebiyle sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir”.

Sonuç olarak, iftira suçu ile anayasal hak arama özgürlüğü arasındaki sınır, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak dikkatle çizilmelidir. Bireylerin yargı mercilerine başvurarak hakkını araması elbette temel bir hak olmakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılması durumunda hukuki ve cezai sorumluluk doğar. Dolayısıyla gerçek dışı suç isnatları ile bireylerin itibarı zedelenmemeli, hem ceza hukuku ve hem de özel hukuk yolları işletilerek mağduriyetler giderilmelidir. Bu çerçevede, iftira suçunun yalnızca kişisel bir zarar değil, toplumsal adalet ve güven duygusuna yönelik bir tehdit olduğu unutulmamalıdır.

Scroll to Top