Marka İhlali Nedir? & İhlal Tespiti Nasıl Yapılır?

Kişiler ve işletmeler ürününü satarken ve hizmetlerini sunarken kendilerine marka belirler ve seçilen marka üzerinden bilinirlik kazanarak sektördeki yerini alır. Belirlenen markanın en önemli işlevlerinden biri, söz konusu ürün ve hizmetin diğer kişi ve işletmelere ait ürün veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaktır. Bir diğer ifade ile marka, günümüz rekabet koşullarında benzer özelliklere sahip malları/hizmetleri birbirinden ayırt etmeyi sağlar. Marka hem tüketiciyi hem de üreticiyi “diğerleri” ile aynı/benzer olma durumundan kurtarma işlevinin yanı sıra tüketici ile işletmenin etkileşimini diri tutmakta da büyük rol oynar.

Türkiye’de veya kendi yerel bölgesinde ya da hitap ettiği tüketici çevresinde markası bilinirlik kazanmış, markasına yatırımlar yapmış kişi ve işletmeler için markanın üçüncü kişilerce yapılacak ihlallere karşı korunması ve mevcut veya potansiyel ihlal tehlikesinin önlenmesi daha da fazla önem arz etmektedir.

Gerekli süreçler tamamlanarak Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde sicile tescili yapılmış markalara karşı üçüncü kişiler tarafından yapılabilecek ihlallere ilişkin kanunda çeşitli koruma mekanizmaları getirilmiştir.

Marka hakkının ihlali olarak değerlendirilebilecek fiiller 6789 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.29’da sayılmıştır. Kanun’a göre aşağıdaki hallerde marka hakkının ihlal edildiği sonucuna varılabilecektir:

 

    • Marka sahibinin izni olmaksızın aynı veya benzer işaretlerinin kullanılarak halkın yanıltılması, markanın Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi ve itibarından haksız yarar elde edilmesi veya söz konusu itibarına zarar verecek işaretlerin kullanılması, bu faaliyetlerle markanın ayırt ediciliğinin düşürülmesi,

    • Marka sahibinin izni olmaksızın aynı işaretin, ürünün veya ambalajının üzerine koyulması, bu ürünlerin piyasaya sürülmesi, ithal veya ihraç edilmesi, iş evrakı veya reklamlarda kullanılması, aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak şekilde herhangi bir suretle kullanılması, işaretin işletme adı veya ticaret unvanında kullanılması, karşılaştırmalı reklamlarda yer verilmesi,

    • Marka sahibinin izni olmaksızın, markanın veya benzerinin kullanılması suretiyle markanın taklit edilmesi,

    • Markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde ihlal yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünlerin satılması, dağıtılması, ticaret alanına çıkarılması, ithal-ihraç edilmesi, ticari amaçla elde bulundurulması veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunulması,

    • Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakların izinsiz genişletilmesi veya bu hakların üçüncü kişilere devredilmesi.

Belirtmek gerekir ki, Kanun’da marka hakkının ihlali olarak değerlendirilebilecek yukarıda sıraladığımız haller sayıldıktan sonra, bu hallerin ihlal olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğinin nihai tespiti için halin şartlarına göre değerlendirme yapılacağı belirtilmektedir. Örneğin, işareti kullanan kişilerin bu işareti kullanma hakkı veya kullanmakta hukuken meşru kabul edilebilir bir menfaatinin olup olmadığı, ticari hayatın olağan akışı içerisinde bu kimselerin ticari faaliyetlerine devam edebilmeleri için söz konusu işareti kullanmak zorunda olup olmadığı, kullanım şeklinin diğer yasal mevzuata uyarlığı, kullanımın marka sahibine zarar verip vermediği, marka hakkı sahibinin markasını son beş yıl içerisinde kullanıp kullanmadığı gibi konularda değerlendirme yapılarak nihai sonuca ulaşılacaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.05.2023 tarihli ve E. 2021/413 K. 2023/491sayılı kararına konu olayda; peynir üreten ve “ÇUBUK” markasını tescil eden firma, “ÇUBUK” ibaresinin bir başka firma tarafından üretilen peynirlerin ambalajında kullanıldığını iddia etmiştir. Firma, marka hakkının ihlal edildiğinden bahisle ihlale son verilmesi, maddi ve manevi tazminat ödenmesi talepleriyle dava açmıştır. Yerel mahkeme ve yüksek mahkeme tarafından ihlal iddiası ve savunmalar farklı yönleriyle ve detaylı şekilde tartışılmıştır. Nihai olarak “çubuk” ibaresinin peynir üretiminde ayırt edicilik özelliğinin zayıf olması, davalı tarafından bu ibarenin asli unsur olarak değil tali unsur olarak kullanılması nedeniyle marka hakkına ihlalin söz konusu olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şu şekildedir:

Davalı-karşı davacının markaya tecavüz iddiasına konu kullanımının gerçekleştirildiği peynir emtiası, çubuk şekliyle paketlenmiş olup bu ürün üzerindeki ambalajda ise özgün şekil ve renk kompozisyonunu barındıran ve markasal anlamda öne çıkan asli unsur “Karlıdağ” ibaresidir. Ambalajdaki davalı-karşı davacıya ait kullanımdaki “Çubuk Peyniri” ibaresi esas unsur olarak yer almayıp asli unsur olan “Karlıdağ” ibaresi yanında yardımcı unsur olarak yer almaktadır. Ayrıca “Çubuk Peyniri” ibaresinin üzerinde kullanıldığı peynir emtiası nazara alındığında ürünün geometrik şeklini ve türünü ifade etme amacıyla kullanıldığı açıktır. Bu sebeple davacı-karşı davalının markasındaki “ÇUBUK” ibaresi davalı-karşı davacı kullanımında asli unsur olarak değil diğer unsurlara nazaran geri planda ve ürünün tür ve şeklini belirtme amacıyla “Çubuk Peyniri” şekliyle anılan kompozisyonda yer almaktadır. Bu hâliyle davacı-karşı davalıya ait “ÇUBUK” ibareli markası ile davalı-karşı davacının gerçekleştirdiği “Karlıdağ Çubuk Peyniri” şeklindeki kullanımı arasında benzerlik bulunmadığından aralarında ilişkilendirme ve karıştırılma ihtimali mevcut değildir. Bu itibarla davalı-karşı davacının “Karlıdağ Çubuk Peyniri” şeklindeki kullanımının davacı-karşı davalının “ÇUBUK” ibareli markasından doğan haklarına 556 Sayılı KHK’nın 9 ve 61. maddeleri kapsamında tecavüz oluşturduğu söylenemez.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacı-karşı davalının markasının asli unsurunun davalı-karşı davacı markasında asli unsur olarak yer aldığı, bu kullanımın davacı-karşı davalının tescilli markasıyla benzerlik içerdiği, karıştırılma riskinin bulunduğu, bu sebeple davalı-karşı davacı kullanımının 556 Sayılı KHK’nın 9 ve 61. maddesi kapsamında davacı-karşı davalının marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğu, bu sebeplerle direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir”.

Sonuç olarak; marka, üretilen mal veya sunulan hizmetin ayırt ediciliğini sağlama, sektördeki itibar ve değerini yükseltme, tüketici ve teşebbüs arasındaki bağı kuvvetlendirme fonksiyonları nedeniyle marka hakkı sahibinin maddi, manevi ve itibari değerinin korunması bakımından hayati önem arz etmektedir. Markanın sahip olduğu bu önemli işlevi nedeniyle, marka hakkının ihlal edilmesi halinde marka hakkı sahipleri büyük zarara uğramakta ve mağdur olmaktadır. Dolayısıyla hangi fiil ve kullanımların ihlal olarak değerlendirileceğinin tespiti de kritik önem arz etmektedir. Her ne kadar Kanun’da marka hakkının ihlali olabilecek fiil ve kullanımlar sayılmışsa da, sayılan hallerin varlığı yeterli olmayıp somut olayın şartları özelinde değerlendirme yapılarak marka hakkının ihlal edilip edilmediği hakkında nihai sonuca ulaşmak gerekmektedir. Ayrıca, markanın hak sahibine sağlayacağı korumanın en geniş kapsamda sağlanması ve olası mağduriyetlerin önlenmesi için markanın belirlenmesi aşamasında uzman yardımına başvurmak hak sahibine avantaj sağlayacaktır.

 

Scroll to Top